4 Ağustos 2014 Pazartesi

KEHANET GECESİ, Paul Auster

KEHANET GECESİ, Paul Auster
KEHANET GECESİ
Paul Auster
Paul Auster'in okuduğum ikinci kitabı Kehanet Gecesi, ilk okuduğum Kış Günlüğü'nden farklı elbette. Bu bir roman öncelikle, Kış Günlüğü ise bir anı kitabıydı. Dolayısıyle Paul Auster'i edebi olarak değerlendirmekten kaçınmıştım ilk okuduğum kitabında. İlk okuduğum kitabını, onu tanımış olmak olarak değerlendirmiştim.

Şu sıralar okuma güçlüğü çekiyorum. Hem gözlerimde sorun oluştu -ki yakını görmekte zorlanıyorum, hem de işlerim dolayısıyle -ki şehir değiştirmeme neden olması da bir sebep- kitap okumaya yeterli zaman ayıramıyorum. Bu kitap benim son zamanlardaki okuma özrümün yok olmasına -ya da bu özrü hiçe saymama- vesile oldu. Akıcı hikayesiyle heyecanla okudum kitabı. Heyecan deyince, öyle vurdulu kırdılı şeyler aklınıza gelmesin. İç içe ustalıkla tasarlanmış birden fazla öyküyü, tek bir öykü içerisinde birleştirmiş yazar. Bir değil, üç ayrı öykü var içerisinde ve yazar bunu gayet güzel işlemiş. 

Sid, geçirdiği bir kaza sonucu hastahanede ölümün eşiğine gelmiş ancak mucize eseri -ki ölmesi beklenirken- hayata geri dönmüştür. Sid bir yazardır. Hastanede kaldığı süre boyunca epey borç birikmiş ve karışı Gracie'nin desteğiyle ayakta durabilmişlerdir. Sid'in bir an önce yazmaya başlaması gerekmektedir. Henüz tam iyileşememiş; sendeleyerek yürüyor ve zaman zaman burnu kanamaktadır... Sid bir gün ilginç bir kırtasiyeciye girer; Kağıt Sarayı adlı bu yerde çok hşuna giden mavi bir defter alır. Oldukça hoşuna giden bu defter Portekiz malıdır ve artık üreticisi bu defterden üretmemektedir. Her şey olmasa bile, Sid'in tekrar yazmaya başlaması bu defter ile başlar...

Kanaatimce severek okuyacağınız bir eser. Eh içinde yine Yahudi soykırımına dem vurma da var. Ve ayrıca yazar Paul Auster, Türkiye'de Orhan Pamuk'u biliyormuş ve gerçek hayatta da arkadaşıymış. Kitabın sonundaki -Kahanet Gecesi'nin çevirmeni- İlknur Özdemir'in Paul Auster ile yaptığı söyleşiden öğrendiğime göre, Paul Auster'i Türkiye'ye kazandıran (tanıtan) ise yine Orhan Pamuk imiş. Şimdi bu konuya girmek istemiyorum. Şöyle bir formül ve ipuçları vereyim: Orhan Pamuk, Yahudi soykırımı, Hitler, Paul Auster, Nobel ödülü, AJC... Yalçın Küçük hoca iyi bilir Orhan Pamuk'u. ;)
Yorum Gönder