19 Mayıs 2014 Pazartesi

18 Mart

Bu 18 Mart'ta da, Çanakkale Şehitlerini en içten dileklerimizle anıyoruz. "En içten dileklerimizle(!)" Buna inanıyor muyuz?

Biz rahatız şimdi ve iyiyiz. Keyfimize göre gülüyor, keyfimize göre üzülüyoruz. Ekmeğin az pişmiş tarafını kesip çöpe bile atabiliyoruz. Dünden kalmış yemekleri yememek için burun kıvırıyoruz. Rahatız, dedim ya...

Peki ya siz, şehitler? "Rahat uyuyun" desek de, bu yaşananları gördükçe, gerçekten de rahat mısınız yerinizde? Rahatımız batıyor değil mi? Ve hatta doğrusu, acıtıyor! Kalkıp gelmek, ağıza alınmayacak sözler söylemek istiyorsunuz. Ama olmuyor değil mi? Gelinemiyor "ha" diyince oradan. Aslında gelmeyin, size emredilen "ölüm" dahi bizi bu karanlıktan kurtaramazken; tekrar dirilişiniz, gözyaşlarınızla torunlarınıza sövmekten öte olmayacaktır.

Biz şimdi yaşıyorken aslında,
sizinle yatıyor onurumuz;
koyun koyuna.

Yürüyen bedenleriz biz artık,
kimlikli ama adsız.
Mezarınızı da sattık,
Sizler artık masalsınız.

Biliyor musunuz? Biz hiç ölmeyecek gibi yaşıyoruz, fütursuzca! Nasıl doğabilmiş olduğumuzda umrumuzda değil artık. Mutlu değiliz artık: Türk'üz demekten. Dedirtmiyorlar! Çaldılar anıları, tarihleri ve geçmişleri sayfalardan. Uğrunda öldüğünüz bu vatan topraklarında cirit atıyoruz artık, altında bilmem kim yattı bize ne! Böyle diyorlar ve dedirttiriyorlar bize, en doğrusu buymuşcasına. Ve siliyorlar tek tek sayfalardan silüetleri. Adam, hani eskiden derdik ya "Atam", unutturuluyor. Silikleşiyor silüetleri hafızalardan. Onu unutursak eğer, sizi mi unutmayacağız?

Unutuldunuz zaten!
Gerçekten!
Ülke satılıyorken,
Sırıttılar geçmişe, "evet" derken!
Henüz, iki kişiden biriyken,
Korkuyoruz değiştirilmekten.
Siz orada yatıyorken,
Ve biz, iki kişiden biriyken;
Utanıyoruz yaşarken...
Ki ölmekten!..
Siz biner biner ölürken,
Ve siz hala orada yatıyorken,
Ve biz hala sizi kutluyorken,
Ülke satılıyor dörder dörder; harbiden!

Murat Dicle
(18.3.2012'de yazılmıştır)

18 Mayıs 2014 Pazar

Güle güle

Yalnızsam, çok sevdiğimdendir,
Yüksünmeden yüklendiğimden,
Özümsediğimdendir...

Sorarım sana:
Sana sarılmamın suçlusu muyum?
Sevişmemin,
Dudaklarından öpmemin?
Tek suçlu ben miyim,
Seni çok sevmemin?

Acımasızsın sen!
Gönlüm altında bıraktın beni;
Tek,
Yalnız,
Çaresiz
Ve sensiz!...

Peki güle güle...
Sen iyisin,
Ben ise kötü.
Güle güle.
Tek suçlu ben,
İstismar edilen sen!
Aptalca seven...

Murat Dicle
18.05.2014

16 Mayıs 2014 Cuma

Aşığım

Dinledim bu şarkıyı. Ancak hayat devam ediyor. Acı çekmiş olmak demek, bir daha acı çekmemek adına, güzel günleri elinin tersiyle itmek olmamalı! Sen topraksan, ben tohumum... Ekin veremediysek, rüzgardandı, sudandı, havadandı; suçumuz, toprak ve tohum olmak değildi... Yaşıyoruz hâlâ ve bu hayatı sonuna kadar da yaşamalıyız... Toprak ana olmaktan vazgeçme, al, göm beni içine, yeşert. İhtiyacımız var bereketli hasat günlerine, ihtiyaçları var çocuklarımızın, öylesine güzel ürünlere...



(SOMA affet, aşığım...)

13 Mayıs 2014 Salı

Yağmur

Gök gürlemiyor bence, küfrediyor;
Sanki, çıkarlarına yaraşmayan ölümleri görmezden gelenlere...
Yağmur yağmıyor bence, tükürüyor;
Sanki, kendine tanrısal atıflarda bulunanların yüzlerine...
Toprak ıslanmıyor bence, temizleniyor;
Sanki, yeni tohumlar ekelim
Ki her şeye yeniden başlayalım diye...

- murat dicle

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Hep gel

Pazar günü, ömrümce unuttuğum, ve hatta hiç yaşamadığım şeyleri yaşattığın ve hatırlattığın için çok teşekkür ederim sana. Elini tutmak ödülümdür, derken, seni öpebilmek bir ütopyanın gerçekleşmesi gibiydi benim için. Pazartesi, yani bugün, yüreğim öyle çırpındı ki göğsümde, yerinden çıkacak sandım; çıkacak, sana koşacak ve kalpsiz, ve öylece olduğum yere yığılıp öleceğim sandım, bir kere daha elini tutamadan. Gelmem, deme daha, gel yine, özlerim ben seni; gelmezsen eğer, göğsüm dar gelir, seni seven bu kalbime. Hep gel, hep gel, ve hiç gitme...

- Murat Dicle