18 Aralık 2013 Çarşamba

Yetmez ama eyvallah!

Dünden beri bir opereyşındır gidiyor; eminim çekirdek satışları da tavan yapmış durumdadır. Çok heyecanlı günler yaşıyoruz, değil mi? Niye yaşamıyor olalım ki, baksanıza yıkılmayacaklarına güvenenlerin bir bir avlandığını seyrediyoruz. Aslında, av da avcı da aynı ipin ucundan yönetiliyor. Bu, bizler için yeni bir bilgi değil, çocuklar bile biliyor bunu artık. Bugünlerde değil belki, ama ileride, aynı ipin ucunda onları sallanıyorken görmek de mümkün olabilecek. Onlar da bunun farkındalar; çalmaktan vazgeçip güçsüzleşmek yerine, çalıp, daha da güçlü hale gelmeyi hedeflemişler. Ama yetmiyor, yetmiyor…

Cem Uzan vakti zamanında, evinin önündeki havuzun altına büyük bir kasa yaptırmıştı. Çok yaratıcıydı. Eh hali vakti yerindeydi -ki çok cıks bir şeydi o kasa. Fakat AKP’nin evlatları acınacak(!) durumda olacaklar ki onlar da ayakkabı kutularına paralarını saklamışlar… Bankalar dururken, bir insan niye paralarını evinde saklama ihtiyacı duyar ki? Oysa bankalar devlet güvencesindedir. Tamam, tamam, biliyorum; tüm bunları niye böyle yaptıklarını sizler de gayet iyi biliyorsunuz. Belli ki paralar yasal yoldan elde edilmemiş. Hesabı verilemeyecek meblağlar bunlar.
Sadece bir tek evden; Muammer Güler‘in oğlu Barış Güler‘in evinden çıkan paralar şunlar: 320.000 TL, 90.000 USD ve 320.000 EUR; vallahi iyi para!.. Hükümet’in evlatlarını bir bir göz önüne getirirseniz, Barış Güler‘in küçük adam! sınıfından olduğunu anlarsınız. Bu küçük adamlara yapılan opereyşın, bana ufaktan, aklınızı başınıza devşirin, iması gibi geldi. Kime peki? Elbette daha büyük götürenlere. Kimden peki? Daha büyük götürenler kadar götüremediklerini düşünenlerden… Peki ama kim, kim bu ima edenler? Operasyonun başladığı andan itibaren, yanlı olsun, yansız olsun, tüm medyanın işaret ettiği tek isim: The Cemaat
Cemaat!.. Yahu Cemaat kim ki koskoca Türkiye Cumhuriyetine karışabiliyor? Düne kadar hükümetin yanında olan polis ve savcılar bugün birden bire nasıl hükümetin evlatlarına karşı tavır koyabiliyorlar? Cemaat diye adlandırdığımız şeyin, Fethullah Gülen tarafından kurulan bir örgüt! olduğunu da biliyoruz, değil mi? Fazla uzatmayayım, dün başlayan operasyonlarda, bildiğimiz gibi bir adalet yok; AKP ile Cemaat‘in kendi adaletleri gereği bu böyle oldu. Anlayacağınız, birbirlerini yiyorlar; bir nevi filler tepişiyor!.. (Ha bu arada, Fethullah Gülen‘in avukatı Orhan Erdemli, vallahi muhteremin hiç bir alakası yoktur bu işlerle, tadında, Fethullah Gülen adına bir açıklama yapmıştır.) Onlar birbirlerini yiyedursunlar, biz yedik mi peki?! Yemedik! Yiyemedik! Onların camiasından gayri halk aç biilaç… Aklıma bir fotoğraf geldi. Bir şehit babasının fotoğrafı! Baba, bir ayakkabısını öteki ayakkabısıyle kapatıyordu; bırakın kutusunu, ayakkabısı yoktu! Ayakkabısı!..
Oldu ya, Mustafa Kemal Atatürk bugün, şuan dirilse, ilk kimi, kimleri ıslak odunla dövmek isterdi? Ama öyle böyle değil; Allah yarattı demeden… Emin olun, ilk ve tek olarak CHP’nin başındakileri döverdi!.. Beyfendi çıkmış, iktidar ile işbirliği yapabileceklerini, söylüyor. Yoksa, ekonominin daha da kötüye gideceğini de ilave ediyor. Beyfendi! ekonomi kimin ekonomisi ki? Cebimizde kaç kuruş var da bunun ekonomik değerini takip edeceğiz? Zaten çok aç iken, daha fazla nasıl aç olunabilir? Ölmüş biri, daha fazla ne kadar ölebilir ki? Durun bakalım, orda neler oluyor, demek varken, niye ekonomiden bahsediyorsunuz? Çıkarınız nedir beyfendi? Bir kaç ay önce büyük bir markete girdim ve bir kaç parça yiyecek aldım. Kasada ödeme yapmak için sıraya girdim. İyi giyinmiş biri elinde bir adet hazır çorba ile bekliyordu. Sıra kendisine geldi ve ödemeyi kredi kartı ile yapmak istediğini söyledi. Bir buçuk Türk Lirası idi çorba! Aksilik bu ya, kredi kartı işlemi uzadı. Banka ile iletişim olmuyordu bir türlü. Adam sıkıldığından mıdır, utandığından mıdır bilinmez, parmaklarını kasa tezgahında tıkırdatıyordu… Utanmıştı aslında! Kendimden de biliyorum…
Buraya kadar okudunuz, zahmet ettiniz. Evet biliyorum, size bilmediğiniz hiçbir şey yazamadım. Onlar hep yedi, yedi, yedi, yedi… Ancak biz hiç yemedik! Yemeyeceğiz de!.. Sallanırlarken ipin ucunda, çekirdeğimizi çitleteceğiz!..
Murat Dicle
18.12.2013
Normatif.com

13 Aralık 2013 Cuma

O NE?!

O mu ne?
O, "one" diye yazılan,
Kimilerince "Van" diye okunan;
"Van" diye söylenince,
Kimilerince "One" diye anlaşılan...

"One" diye yazılıp,
"Van" diye okunup,
"Bir" diye tercüme edilen;
Sadece "bir" sayı;
Bazen azı, bazen de çok şeyi ifade eden...

O "bir", NE ifade ediyor?
Boş ver!..

Bakın, "bir" ülkede "bir" şehir varmış;
Unutulmuş,
Her yeri depremle yıkılmış!
İnsanlar sokakta kalmış,
Ve "bir" Allah'ın kulu umursamamış.

O şehrin adı NE?
Boş ver!..

O şehrin adı NE olursa olsun;
"One" diye yazılıp,
"Van" diye okunmayandır.
Doğrusu "Van" diye yazılıp,
"İnsanlık nerede?" diye sordurandır...

Şimdi anladın mı O NE?
Anladıysan,
Bari bu sefer boş verme!..

O şehir VAN'dalların elinde;
NE bir evi yıktılar ne de yaktılar;
İnsanlığı üç kuruşa satıp,
Ruhlarını dağladılar!

O NE şimdi, anladın mı?..

"VAN" bu şehrin adı,
Anlamam mı?!


Murat Dicle
http://normatif.com/o-ne.html

11 Aralık 2013 Çarşamba

Arı! bal alacak çiçeği bilir


Dört yıl... Bir de üstüne 277 gün daha ekleyin. Tüm bu geçen zamana; neredeyse babasını tanımadan büyüyen bir çocuk, ergenliğe göz kırpan bir kız çocuğu ve kocasının elini tutmayı özleyen eşini de ekleyin... Hepsini toplarsak ne eder? adaletin(!) çıkarttığı sonuç; PARDON! + 5000 TL... Peki biz halk olarak bu toplamayı nasıl yaparız?! Şimdilik meçhul!

Mustafa Balbay'a isnat edilen suça değil, bu suça dayanarak yürütülen hukuki olaylara ve tahliyesine baktığımızda -ki hukukçuların çoğunun ortak görüşüdür-Balbay'ın ta en başından "tutuksuz" yargılanması gerektiği görüşü ağır basmaktadır. Malumunuzdur, artık siyasi çıkarlar neyi gerektirdiyse, Balbay da bunun ceremesini çekmiştir. Dolayısıyla, ailesi ve sevdikleriyle birlikte, 4 yıl 277 gün haksız yere sıkıntı yaşanmıştır.

Hüküm verilinceye kadar, haksız yere 4 yıl 277 gün "tutuklu" yargılanan Balbay, hükmün çıkartılmasından sonra, 9 Aralık 2013 günü tahliye edilmiştir. AYM tarafından "hükümlü" kabul edilen bir kişi, yine AYM tarafın, Balbay'ın yaptığı kişisel başvuru neticesinde, "tahliye" edilmiştir. Ancak bilinmelidir ki; her beraat bir tahliye olurken, her tahliye bir beraat olamayabiliyor. 34 sene hüküm yemiş birinin, tutuksuz yargılama sürecinin devam etmesi için -ki Balbay'ın hala hukuken temyiz hakkı vardır- tahliye edilmesi de bir hukuksuzluk olarak görülmektedir. Değişik bir koku yayılıyor etrafa; ne pis diyebiliyorum ne de hoş...

Bu "koku" meselesine sanırım, Ahmet Ümit'in, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi adlı son kitabından takıldım. Kitapta geçen bir cümle, beni, hem yine! düşündürdü hem de iyi insanlar adına beni endişelendirdi:


"Azrail'e koz vermek istemiyorsan, sevdiklerinin sayısını az tutacaksın bu dünyada"


1993 senesinde; siyasi konularda oldukça cahil olduğum o gençlik çağımda, eski patronum bana bir kitap imzalayıp verdi: İngiliz Casusunun İtirafları... Kitap, Hempher adlı bir İngiliz casusunun anılarını içeriyordu. Hâlâ okumayanlarınız varsa, tavsiye ederim. Yüz yirmi sayfalık bu kitabı kısa sürece okudum ve oldukça etkilendim. Bende bir travma yarattı diyebilirim. Artık her şeye şüpheyle bakıyordum. Paranoyak gibi olmuştum. Bu hala devam eden bir durumdur bende: Şüphecilik...

Bu karışık tahliye meselesi, beni oldukça şüphelendirdi. Henüzbüyükaraştırmacıyazargiller familyasından biri olmadığıma göre, derin bir analiz yapamayacağım. Sadece şüphelerimi ve sorularımı dile getireceğim, sizlere.

Mustafa Balbay'ın AKP hükümetinin icraatlarına sıcak bakmadığını biliyoruz. Bir nevi tek başına muhalefet olmuştur kendisi. Sınıfta kalan MHP'den bile daha etkili muhalefet yaptığı söylenebilir. CHP mi? O, artık Yeni CHP... Hükümetin düdüğünüöttüren medyaya maşallah -ki Mustafa Balbay haberinin hiçbir ayrıntısını atlamadan yayımladılar. Hatırlıyoruz ama değil mi? Gezi olaylarında ortalık yıkıldığı halde, oralı bile olmamışlardı. Gezi olayları, hükümet karşıtı bir olaydır. Mustafa Balbay da hükümet karşıtıdır, kaldı ki AKP hükümetini yıkmak için asker ile darbe girişimi planlama suçu isnat edilerek tutuklanıp, hüküm yemiştir. Çelişki var! Medya neden böyle davrandı?!

AKP hükümeti genel olarak: Hayırlı olsun; hukukun verdiği bir karardır! şeklinde yorumlamıştır, Balbay'ın tahliyesini. AKP, kendi seçmenlerine gayet güzel bir"İleri Demokrasi!" örneği vermiş oldu böylece. Oysa daha önceki İleri Demokrasinin hukuku, bu tahliye kararındaki İleri Demokrasi hukukuna hiç benzemiyordu. Niye, n'oldu ki?!

Dershaneler konusuyla daha da ayyuka çıkan, Cemaat ve AKP çatışmasının bir sonucu olduğu söyleniyor, Balbay'ın tahliyesinin. AKPCemaate gol atmıştır. Ayrıca bana göre, hapishanedeki seçilmiş ancak henüz yemin etmemiş Millet Vekilleri için de bir umut olmuştur, bu tahliye. Böylece, AKP mavi boncuk mu dağıtıyor? düşüncesi yer etmeye başlanmıştır. Belki de, efendi olun canımı yiyin, demek istiyordur AKP: BDP'liler gelin bakim şöyle yanı başıma... 

Cemaat tarafındakilerin, peki öyle olsun sen çıkışta görürsün, tadında yorumlar yapması da AKP'nin sayesinde(!) tahliye edilen Balbay'a pek hazmetmediklerini gösteriyor.

- Siz şimdi demokrasiden bahsediyorsunuz ama suçsuz insanları içeri attınız.
- Olur mu öyle şey? Bak, Mustafa Balbay içeriden çıktı. Kararı hukuk verdi.
- Valla mı?
- Valla!.. Peki bize yine oy verecek misin?
- Vermem mi?!

Bu tahliye'den AKP'nin kazancını da irdelemek gerek. 

Son olarak -pek hoşnut olmadığım- aklımdaki bir soruyu soracağım: Mustafa Balbay, hâlâ davasının arkasında mı, yoksa o da mı tâbi oldu? Sanıyorum bu sorunun cevabını bizzat kendisi verecektir; yazacağı yazılar ve sarfedeceği sözleriyle...

"Azrail'e koz vermek istemiyorsan, sevdiklerinin sayısını az tutacaksın bu dünyada"

Murat Dicle
http://normatif.com/ari-bal-alacak-cicegi-bilir.html

BEYOĞLU'nun EN GÜZEL ABİSİ, Ahmet Ümit

BEYOĞLU'nun EN GÜZEL ABİSİ, Ahmet Ümit
BEYOĞLU'nun
EN GÜZEL ABİSİ

Ahmet Ümit
Yılbaşı gecesi, bir sokak ortasında, yakışıklı bir adam öldürülür. Kalbinden tek atışla vurularak öldürülmüştür. Cinayetin anonsunu duyan Başkomiser Nevzat ve ekibi olay yerine gelerek ilk incelemelerini yaparlar. Kitap boyunca tüm olaylar bu öldürülen yakışıklı adamın etrafında ve Beyoğlu civarında döner...

Ahmet Ümit'in son kitabı Beyoğlu'nun En Güzel Abisi yalın anlatımı ile sizleri olayın içine çekecek. Ahmet Ümit'ten klasik bir polisiye romanı. Ancak çok fazla beklentiniz olmasın. Kendisinden beklenen bir kitaptı ve o da elinden geleni yapmış. Hafızalarınızda kalacak kadar sizi etkilemeyecektir. Bir cinayet soruşturmasının yanında, Beyoğlu'nun sokakları arasında gezmek ve Beyoğlu hakkında bilgi sahibi olmak yanınıza kâr kalacaktır.

Romanda, Gezi Parkı olaylarına, Tinerci çocuklara ve en önemlisi 6-8 Eylül olaylarına dem vurulması dikkatimi çekti. Güzel bir kurgu ile bunları anlatmış yazar. Gezi Parkı olaylarının böylesi bir romanda anlatılmış ve hatırlatılmış olması, bence güzel bir şey. Bu anlamda Ahmet Ümit'e teşekkür ederim.

* Diğer kitap yorumları için tıklayınız.

20 Eylül 2013 Cuma

Serseri ve Kız

Bir dağ başında bir ev varmış
Evde bir kız yaşarmış
Kız çok ağlarmış
Oysa kedileri de varmış

Leziz yemekler yapar
Dostlarına sofra açarmış
Maske takar
Sık sık kahkaha atarmış

Kız çok ağlarmış
Yorganlar buna alışmış
Kediler de çok tatlıymış
Kız da kedilere taparmış

Vermeyi düsturu bilir
Almayı düşünmezmiş hiç
Gülmesini bilir
Ağladığını bilmezlermiş hiç

Gül varmış bahçesinde
Özgür yaşarmış içinde
Hep de ağlamazmış ya
Bazen oynarmış kedileriyle

Hayat batmış kızın ciğerine
Meğer ağlıyormuş bu sebeple
Ciğer dediysek
Canı yanıyor, anlayın işte

Ah bu kızı düşünen yok mu hiç?
Kedilerin annesine
Bu ciğer paresine
Yoldaş bulunmaz mı hiç?

Varmış bir yerlerde biri
Düşünürmüş geceleri
Ve demiş:
Sevsin beni biri

Yalnızmış bu er kişi
Bir gün terk etmiş evi
Gece çıkmış dağa
Ve görmüş bir evi

Işıksız bir evin
Ay ışıtıyordu penceresini
Dibine geldi er kişi
Ağlıyordu bir kişi

Seslendi
Hey kimdir bu dişi
Ağlama, dinle beni
Ben geldim, terkettim evi

Sordu, bu kızın sesiydi
Kimdir o, gecedeki er kişi
Dinlerim seni
Anlat bakalım derdini

Derdim yoktur ey peri
Kaçtım evimden
Ben yalnız bir serseri
Ararım beni seveni

Derdim yok deme ey serseri
Ağlarım her gece
Sevse biri beni keşke
Dertlisin sen de bu gece

Söyleşmişler gecede
Anlaşmışlar her hecede
Aynen birleşmişler
Ortak kaderlerinde

Bir ömür boyu mutlu olmuşlar
Kedilerle çoşmuşlar
Bahçede uyumuşlar
Ağlamayı da unutmuşlar

- murat
20.9.2013