18 Nisan 2012 Çarşamba

OD, İskender Pala

OD, İskender Pala
OD
İskender PALA

Tarihi öğrenmek zor ve sıkıcıdır. Okuldaki tarih derslerini hatırlayınız. Dümdüz şekilde anlatılan tarih ve hatırlamamız gereken gün, ay ve yıllar..

Gerçekten de ben çok zorlanırdım. Hayal gücüm belki, o dönemler yetmezdi, aklımda hemen hiçbirşey kalmazdı, tarih dersi adına. İskender PALA'nın gerçeğe dayalı tarih dersi verir niteliğindeki romanları, bizler için çok iyi bir öğretici olacağına inanıyorum. "OD" romanında, Yunus Emre'yi okuyacaksınız. Onun sizlerin aklında kalan şair ya da ozan tarafından çok, normal bir insan yaşantısına şahit olacaksınız, kitapta. Aşkı, çocukları ve mücadelesine katılacaksınız. Yunus Emre olmanın hiç de kolay olmadığını göreceksiniz.. Anadolu hep bir ateşin ocağıydı, yanmadan pişmek öyle zordu ki.

Böyle bir romanı yazmak hayal gücünün yanı sıra, ciddi bir tarih bilgisi gerektirir. Kitapta, yazar İskender Pala'nın da kısa özgeçmişinde göreceğiniz üzre, Divan edebiyatı konusunda tartışmasız bilgi sahibi olduğunu okuyacaksınız. Prof. Dr. İskender PALA. Bu kitapta yazılanları "ACABA?" demeden gönül rahatlığıyla içinize sindirebilirsiniz. Biz sadece okuyucu ve öğrencileriz..

Hikaye, 1320'lerde Anadolu'da başlar. Romanda birden çok anlatıcı vardır. Ama en temel anlatıcı, yani diğer anlatıcıların anlatıcısı ise Molla Kasım'dır. Eline tutuşturulan Yunus'un şiirleriyle dalga geçer ve okudukça bunları parçalar ve nehre atar. Atar ama, sonra anlar ki, Yunus'u anlamak lazımdır.
Ben dervişim diyene
Bir ün edesim gelir

Tanıyuban şimdiden
Varıp yetesim gelir;
Sırat kıldan incedir
Kılıçtan keskincedir

Varıp onun üstüne
Evler yapasım gelir

Dervîş Yunus bu sözü
Eğri büğrü söyleme
Seni sîgaya çeker
Bir Molla Kasım gelir
Anlayamamıştır Yunus'u Molla Kasım. Kahrolur. Secdeye kapanır. Adını bilmiştir Yunus. Vazife edinir kendine, Yunus'u anlatmayı. Araştırmayı. Molla Kasım kendini Yunus'un yanında bulur. Artık tüm dünyaya anlatacaktır Yunus'u..

Harika bir kurgu var romanda. Yazar hakkını vermiş. Kesinlikle tarihin o soğuk kelimelerinden uzak, akıcı bir anlatımı var.

Bu kitabı okuduktan iki hafta sonra, Zülfü Livaneli'nin SERANAD adlı kitabını okudum ve hatta geçenlerde kitapla ilgili görüşlerimi de bildirmiştim. Seranad'da Mevlana'nın tüm dünyaya açılabilmişken, Hace* Bektaş Veli ya da Yunus Emre'nin neden pek duyulmadığına değinilmişti, bir konuşmada. Eğer Yunus, Türkçe yerine Farsça yazmış olsaydı, bugün tüm dünya Yunus'u Mevlana'dan daha çok tanıyor olabilirdi, bu bir ihtimal elbette. Bilmem ama Türkçe eserlerin hakir görülmesinde bir kasıt var mı? Sanırım yine bunu İskender Pala gibi üstadlar bize yorumlayabilirler.

* Hacı Bektaş Veli diye biliriz ama Hace Bektaş Veli'dir doğrusu. Kitapta, Aslanlı Hünkar diye geçmektedir. Hace Bektaş Veli, Hacca gitmemiştir. Ancak, Lokman-ı Perende'nin hac dönüşünde yaşadığı bir olay sebebiyle, Bektaş Veli'ye HACI lakabı verilmiştir.




Yorum Gönder