11 Mayıs 2012 Cuma

UMUT, Ayşe Kulin

UMUT, Ayşe Kulin
UMUT
Ayşe Kulin
Ayşe Kulin'in VEDA adlı romanının devamı niteliğinde bir kitaptır. Aslında resmen devamıdır ama bence, "GİBİ GİBİ" şeklinde bir devam kitabıdır.

VEDA'ya gösterilen özeni bu kitapta bulamadım. VEDA adlı romanı daha edebi ve daha etkileyiciydi. UMUT romanında ise; malını satmak isteyen satıcının, malını övmesi ya da daha doğru bir teşhis ile; sülalesini yerlere göklere sığdıramayan bir Ayşe Kulin gördüm. Aman efendim biz şöyleyiz, biz böyleyiz. Asla şöyle yapmayız asla böyle yapmayız diyen, günümüz Boşnak veya Çerkez ahalisinden sıkça duyulabilecek şeyler, bu kitapta oldukça fazla işlenmiş. Elbette aleni şekilde değil. Anlayan anlıyor ;) Tabi başka şeylerde var ilerleyen satırlarda anlatacağım.

Neyse, az biraz gıcık olsam da; VEDA ile başlayıp UMUT ile biten -ki hep devam edecek olan- bu serüven bize Cumhuriyet'ten öncesini ve sonrasını roman tadında, yaşanmış tarihsel gerçeklik içinde anlatmaktadır. Tarihi, tarihçilerden öğrenmeyi sıkıcı bulanlar için bu tür romanlar bulunmaz birer nimettir. Şahsen ben okulda okuduğum tarih kitaplarından çok, bu tür kitaplardan tarihi öğreniyorum. Romanlarla anlatılan tarih daha akılda kalıcı oluyor. Ama yine de dikkatli olup: "Acaba tarih çarpıtılıyor mu?" sorusunu hep akılda tutmak lazım. Dolayısıyle, vakti zamanı gelince, o sıkıcı tarih belgelerine de başvurmak gerekecektir.

Osmanlı'nın son 10-15 senesini içine alan VEDA romanı ile Cumhuriyet'in ilk 15 senesini anlatan UMUT kitabında, dikkatimi çeken en büyük şey; Cumhuriyet'in kurulmasından on yıl sonra Türkiye inanılmaz bir gelişme göstermiştir. Kitapta da denildiği gibi, demek Anadolu insanı bu değişimlere aç halde yüz yıllarca beklemiş. Bu sebeple, inanılmaz bir hızla bugünkü Türkiye halini almış. Ancak bir noktaya daha değinmek isterim. Günümüz gençleri eğer Cumhuriyet'in kurulduğu yıllarda olmuş olsaydı, ülkeyi kökten satarlardı. Bir bok olamazdık, afedersiniz. Kitapta, Ayşe Kulin'in babası Muho, çok iyi eğitim almış bir genç olmasına ve çok daha iyi maaş ile başka işlerde çalışabilecek olmasına rağmen; Devlet hizmetine kendini adamıştır. En zorlu şartlarda, akla gelecek en iyi neticeyi çıkartmıştır. Bu sadece Muho için değil, o dönemin tüm gençlerinin davranış biçimiydi. Çünkü, bir ülkeyi SIFIRDAN kurma heyecanını taşıyordu bu gençler. Düşünsenenize, bir devir kapanmış ve yepyeni bir Türkiye Cumhuriyeti çıkmış ortaya. Gerçek anlamda, vatanını, toprağını ve halkını sevenlerin yapması gerektiği gibi çalışmışlar. Tıpkı Japonya'nın yok olduktan sonra küllerinden yeniden doğduğu gibi. Ah keşke, şimdiki gençlerde PARA için değil de, ONUR'ları için çalışsalar. Elbette, şimdiki gençlere doğrudan laf söylemek ayıp olacaktır. Çünkü, en çok laf söylenmesi gereken o gençlerin ebeveynleridir.

Dikkatimi çeken bir şey oldu bu kitapta. VEDA romanında erotik bir kaç anlatım vardı. UMUT romanında da çok az bir sahnesi var. Ancak! VEDA'da anasız babasız bir kızın, konakta sevdiği Kemal ile yaşadığı erotizm dile getiriliyor. UMUT'da ise, bir Ermeni ile aşk yaşayan (Ayşe Kulin'in teyzesi) Sabahat'ın yaşadığı bir sahne dile getirliyor. Ayşe Kulin, Sitare, Suat, Leman ya da diğer aile fertleri için böylesi bir anlatımdan uzak durmuş. Muho'nun Sitare'nin ne güzel bir kız olduğunu, memelerinin veya kalçalarının derecesini akratan bir satıra rastlamıyoruz. İki kitabı ele alınca, anasız-babasız bir kız olan Mehpare ve bir Ermeni'ye aşık olan teyzesi Sabahat'ın erotik sahneleri var. Anlaşılan, Ayşe hanım, Mehpare ile Sabahat'ı insan yerine koymamış, onların mahremlerini aktarmakta hiç sakınca görmemiş. Daha da ileri gidiyorum, Sabahat'ın kitapta bir Ermeni'ye aşık olmasını doğal gibi göstermesine rağmen, bu yaptığıyla da sanki intikam almış gibi oluyor. Gerçekten de aile, bir Müslüman kızın, bir Ermeni ile evlenmesini kabul edemiyor!

Ayşe Kulin'in anneanesi Gül hanım ile amcası Nusret beyin, Sitare'yi gıyabında istemeye geldikleri, Ahmet Reşat'ın konağına giriş sahnesi bende gıcıklık üstüne gıcıklık yaşattı. Aman Allah'ım, onlar (Zeki Salih ve ailesi) öyle bir insanlar ki, öyle ulular ki, öyle şahaneler ki, içeri girerken hiç bir yere bakmamışlar, hatta görmedikleri Sitare'nin resmine bile bakmamışlar. "Madem oğlumuz beğenmiş biz niye inceleyelim" diye  düşündükleri hissine bırakıyor okuyucuyu. Sizleri bilmem ama ben, kendini öven insanlardan neftet ederim. Bu romanı ile Ayşe Kulin, kendini benden soğutmayı başarmıştır. Elif Şafak bir, Ayle Kulin iki, durumuna gelinmiştir :)) Ama yine de ikisinin de kitaplarını okuyacağım. ;)
Yorum Gönder